| 01 Mayıs 2009, 11:41:54 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« : 01 Mayıs 2009, 11:41:54 » |
|
YAĞMUR
......... ......... .........
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira`dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Nurullah Genç
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
| 01 Mayıs 2009, 11:43:54 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #1 : 01 Mayıs 2009, 11:43:54 » |
|
SİYAH GÖZLERİNE BENİ DE GÖTÜR
Daha dokunmadan kurudu irem çöllere bir türlü yağamıyorum yeni bir koşunun başlangıcında biraz deprem sonrası biraz şehir hülyası bir kalp yangınından geriye kalan siyah gözlerine beni de götür artık bu yerlere sığamıyorum.
Pembe uçurtmalar yolladığından beri sarardı tiryaki menekşeleri sonbaharın tozlu kafeslerinde sevgi turnaları yakalıyorum turnalar gidiyor;ben kalıyorum avareyim,asudeyim,yorgunum bilmiyorum neden sana vurgunum Erzurum garında banklar üstünde uyku tutmuyor karanlıkları yitik düşlerimi kovalıyorum gölgeler gidiyor;ben kalıyorum.
Binbir türlü kokuyorsa yaylalar siyah gözlerine beni de götür baharın koynundan koparıp sana ipek bir mendile sardığım yüreğimle şehzade gülleri gönderiyorum umutlar kalıyor;ben gidiyorum.
Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini kaptanları sorgulayan yanından geçen küheylanların korku tufanına yakalandığı siyah gözlerine beni de götür güneş ülkesinden gelen yiğitler benzeri olmayan bir dünya kursun cellat,ayrılığın boynunu vursun.
Usul usul intizarı çürüten bu hercai diken,bu çılgın arzu sürüklüyor imkansız muştuların eşiğine gönül vadilerini bir ağaçtan düşen yapraklar gibi düşüyorum tanyerine ya topla yaralı kırlangıçları ya da bu vefasız şarkıyı bitir özgürlüğe giden tutsaklar gibi siyah gözlerine beni de götür.
Nurullah Genç
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 02 Mayıs 2009, 21:38:16 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #2 : 02 Mayıs 2009, 21:38:16 » |
|
O Akşam
ışıklı tellerine takıldı ayaklarım.. karşımda alev alev duran kirpiklerinin.. kapattın yüreğimi karanlık evlerine bana kim olduğumu soran kirpiklerinin.. o akşam yakamozlar gibiydi bakışların.. akdeniz gözlerinin damlasıydı o akşam.. sağnak sağnak boşaldın çorak topraklarıma tebessümün göklerin cilasıydı o akşam.. bir anda kelepçeli buldum ellerimi varlığın gurbetimin sılasıydı o akşam dağları birer birer devirip sana gelmek gönlümün en ateşli duasıydı o akşam.. sakıncalı saatler yaşadım yollarında.. yüzün sanki sonsuzluk şuasıydı o akşam.. aldandım bulutlara uzanan ellerine bu sevda ömrümün son sevdasıydı o akşam.. gülleri,sümbülleri kıskandıran endamın merhametsiz derdimin devasıydı o akşam.. oysa anlayamadım ızdırap olduğununu içimde bir heyula,bir serap olduğunu her lahza çöktüğünü ve harap olduğunu.. bilemedim ne deniz ne mehtap olduğunu.. meğer kalbin kalbimin belasıydı o akşam....
Nurullah Genç
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 02 Mayıs 2009, 22:04:52 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #3 : 02 Mayıs 2009, 22:04:52 » |
|
Derindesin Rüya Kadar Derinde
seni bir kilimin nakışlarında devlerin şimşekli bakışlarında kanı sevgi olan hatıraların göklere uzayan yokuşlarında bulamaz ayağı prangalılar
yayını terkederken kırılan bir ok gibi doğarken ölen bir çocuk gibi çekingen çeşmelerin suyunda eriyen güz yorgun patikalrda sevda arayan öksüz bulamaz izlerinitilkiler kurt ininde yağmur hala murada ermedi teninde
mağrur bir kıvılcım görünce seni başın alıp gitmiş karanlıklara mehtabı beklemiş seneler boyu yüreğinde duymuş hep o korkuyu ardına bakınca gamlı bir akşam duymuş tenhalarında çalan şarkıyı
ceviz sandık bom boş ; kapılar kırık senden artakalan mor bir hıçkırık
okunmamış esrarlı bir öykünün memnu satırları gibidir yüzün vuslatın eflatun gecelerinde uykusunu kaçırmışsın gündüzün oysa ne yerdesin , ne gökyüzünde derindesin rüya kadar derinde
Nurullah Genç
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 10 Mayıs 2009, 00:58:33 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #4 : 10 Mayıs 2009, 00:58:33 » |
|
HIÇKIRIKLAR
Saatler bitmiyor yapayalnızım
Gülmek istiyorum,gülemiyorum
Sensiz olmak mıdır hep alınyazım
Bilmek istiyorum,bilemiyorum.
Esirgedin nazlı,hilal kaşını
Harap ettin çiçek kokan başını
Yüreğime akan gözüm yaşını
Silmek istiyorum,silemiyorum.
Sanki her şey efsaneydi,masaldı
Ayrılık ruhumu elimden aldı
Gözlerim yollara takılıp kaldı
Gelmek istiyorum,gelemiyorum.
Göğüs germek için acılarıma
Titreyişlerime,sancılarıma
Seni bir kez olsun avuçlarıma
Almak istiyorum,alamıyorum.
Saçılan bir köpük olmak dilinde
Boğulmak saçının ince telinde
Sır gibi sonsuza değin kalbinde
Kalmak istiyorum,kalamıyorum.
Unutuyor beni sırlı gözlerin
İçimde bir yara işliyor derin
Kulakların,dudakların,ellerin
Olmak istiyorum,olamıyorum.
Bölerek uykunu rüyalarına
O kucak dolusu hülyalarına
Gece gündüz uçup aynalarına
Konmak istiyorum,konamıyorum.
Deli gibi aşık olsa da güle
Kim acır çöllerde öten bülbüle
Bir gün alev alev yanıp da küle
Dönmek istiyorum,dönemiyorum.
Hıçkıra hıçkıra ağlamaktansa
Başına karalar bağlamaktansa
Bu yüreği her gün dağlamaktansa
Ölmek istiyorum ölemiyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 10 Mayıs 2009, 02:58:38 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #5 : 10 Mayıs 2009, 02:58:38 » |
|
Rüveyda
fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına bir güvercin uçurup kıtalar arasından çağırdın beni geçerek birer birer sürgün kanyonlarını derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı yetim çığlıklarımı duyurmak üzre sana koşup geldim ; iliştir beni memnu bahtıma
adını söylemek istemiyorum her hecesi amansız bir kor dudaklarımda her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım zindanlara karıştım , ölümlerle tanıştım adını söylemek istemiyorum rüveyda dediğim zaman anla ki, senin için yürüyor kelimeler çığlığmın atardamarlarından
hangi yıldızdır bilmem, gözlerin kayar da üzerime rüveyda önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime sonra açılır önümde ıstırab vadileri silik renkleriyle adımlarıma çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir hayalin bittiği menfeze doğru alaca bir at koşar içimde zamansız , mekansız nefese doğru
uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda oysa rüveyda baştanbaşa ben kevser akan , gül kokan bir kalbin filiziyim.
kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden bir anlatsam nasıl utandığımı bir doğrulsam eğildiğim yerlerden ağarır tanyeri nilüferlerin alaca bir koşar içimde ezer toynakları ile anılarımı
sular köpürmemeliydi rüveyda kırılamamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin ben zehire alışkınım , şerbete değil rüyalar hefret eder avare duruşumdan kabuslar çeker ancak derdimi yeryüzünde sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber ben her gece bir Mehdi türküsüyle çilekeş yargılamak için zeval kayıtlarını inkılab bekliyorum hangi umut çiçeğidir bilmem , ellerin uzanır da gönlüme rüveyda derinden bir ok saplanır bağrıma beynimi çağıran bir sese doğru alaca bir at koşar içimde zamansız , mekansız nefese doğru
varlığın cinayettir memleketimde işlenen akıtır kanını en asil pehlivanların yokluğun sükunettir kuşatır evrenimi varlığın ve yokluğun ölümüdür baharın
artık eskisi gibi bakamıyorsun göklerinde bir belkıs otururdu rüveyda binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin güneş bir anne gibi dururdu başucunda artık dokunamıyor kakülün bulutlara karalara bürünmüş saçlarında dolunay ben bu kadar zulme layık mıyım rüveyda
hangi ressamı vurur bilmem , nedamın sarar da benliğimi ben beni tanımam kaldırımlarda kafesleri yutan kafese doğru alaca bir at koşar içimde zamansız , mekansız nefese doğru
kırmızı bir kurdela bağlayarak alnına duydun mu orkideye dua eden birini bu ısmarlama yüzler yok mu rüveyda bu yapmacık bebekler gözyaşı akıtırken gülenler yok mu beni kahrediyor geceler boyu hangi çağın gelişidir bilmem , gülüşün soluk bir dünyanın mezarlarına gömerek gurbetimi kapadı karanlığa Yesrip , kapılarını meydan okuyuşun çağın ordularına bilmem hangi mevsimin başlangıcıdır doruklardan öte hevese doğru alaca bir at koşar içimde zamansız, mekansız nefese doğru
yasını tutuyorum yarattığım düşlerin yıpranmış divaneler gibiyim sokaklarda amansız bir ütopya üfleyen pencereler lif lif yoluyor dram seyyahı bedenimi önümde , haksızlığın hesaba çekildiği hiç kimsenin kimseyi tanımadığı mahşer arkamda , kare kare ömrümü belirleyen hatırladıkça yanıp tutuştuğum resimler
söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını yeniden bir nil olup taşar mıyım çöllere kim giydirir başıma tacını nihayetin kim takar bileğime hürriyet künyesini karada balık gibi nasıl yaşarım , söyle
rüveyda , seziyorum ; tahammülün kalmadı ama dur , boşaltayım bütün çığlıklarımı asırlardır köhne barınaklarda küflenen , çürüyen çığlıklarımı
at vuruldu ; içim paramparça rüveyda gölgelerin ardına sakladım kusurumu sen orda kayıtsızca gülümsüyor gibisin ben burda damla damla eriyip akıyorum yine de , çiğnetemem kimseye gururumu istenmediğim yeri sessizce terkederim hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim
Nurullah Genç
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 11 Mayıs 2009, 18:17:49 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #6 : 11 Mayıs 2009, 18:17:49 » |
|
KALIR
Hayat su misali süzülüp gider
Vahşi derelerin selinde kalır
Rüyasında gamlı bülbül ''ah'' eder,
Yankısı bir hayal gülünde kalır
Güneş doğar, batar; bir yıldız kayar
Ay hüzne bürünür, karalar giyer
O gün, feryadımı kainat duyar
Ruhum sonsuzluğun ilinde kalır
Gözlerim kararır; biter hevesim
Yokluğun sesinde kısılır sesim
Sevginle yaşayan, coşan nefesim
Siyah saçlarının telinde kalır
Günlerce gezersin hayalim ile
Nihayet varırsın sen de menzile
Kimsenin aklına gelmese bile
Bu sevda tarihin dilinde kalır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 14 Mayıs 2009, 21:54:02 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #7 : 14 Mayıs 2009, 21:54:02 » |
|
GÖZLER
Sende sevgidir zaman ve Leyla'dır
Kulak ver, tükenmeyen âh ü zârıma, gözler
Ey, dikenli yolları gökyüzüne bağlayan
Bir hayali dilberin çehresinde parlayan
Mehtabım gülümse de kalbimde gül büyüsün
Sen ki, güzel gözlerin belki en büyüğüsün
Güneş gibi, ufkumda doğup da yanan gözler
Ruhumun yağmurunu içip de kanan gözler
Geceye mi çırpınış, gurbete mi bu hasret
Bitmeyen bir susuzluk ve sönmeyen hararet
Ortasında kalmışsın; saçların darmadağın
Gülşenim, yıkılmadan saray gibi otağın
Hayatın sonbaharı kuşatmadan rengini
Yitirmeden şu billur ve masmavi engini
Beni al kollarına, uyut sonsuza değin
Yüzümde dalgalansın o simsiyah eteğin
Göreyim elmas gibi parlayan nakışları
Gönlümü çiçek çiçek sırlayan nakışları
Papatya bir simada sana taht kurmuş Allah
Ne olur, üzme beni; çektiğim her derin âh
İçimden bir parçayı koparıp götürüyor
Ve hicrân sis misali, her yanımı bürüyor
Mehtabım, yıldız gibi süsle kâküllerini
Koklayayım kalbimde yeşeren güllerini
Islanmış sinesine çekiver bir baharın
Uyandır şarkısıyla beni, kanaryaların
Duaya kalksın elim, başım şükre uzansın
Sesim dudaklarıma mahpus iken, uyansın
Ve matem kuyusundan çekeyim ellerimi
Toplayayım yerlere düşmüş hayallerimi
Kapkaranlık dünyama bir ışık yakan gözler
Bana, benimmiş gibi, ümitle bakan gözler
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 18 Mayıs 2009, 23:18:02 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #8 : 18 Mayıs 2009, 23:18:02 » |
|
Gitmeliyim Buralardan Seninle
yanıma alarak incinen tabutları duyguların mıknatıslı şehrini cam renkli cenazeleri paslanan çekiçleri gitmeliyim buralardan seninle
giderken buralardan seninle yanımda hüzün olmalı ocağımda işaret biriktiren ellerin bir de yüzün olmalı
tabut bir elbise gibi üstümde dökerken anlamsız kuşkularını sunacak ağrıyan hücrelerime mıknatıslı şehir muştularını cam renkli cenazelerden yüreğim bir orduyu diriltirken yeniden arlıksız okşayıp paslanan çekiçleri birer birer dikeceğim bahçeme masalarda kalan, kutsanan çiçekleri
ağlamaklı gülmekte lezzetini yitirmiş kuru ekmekte ihanete uğrayan bir yürekte gideceğim buralardan seninle
şarap kahrından yıllanabilir aceze fotoğraflarda büyüyen yangın külenebilir asil bir soy kütüğü taşıyan akreplerin katlettiği kelebekler mercan dudaklarda dillenebilir
şarkıları artık duyamıyorum kırılan yayın yerine hilal kaşlarını koyamıyorum öyle tutkunumki denizlere uzaktan bakmaya kıyamıyorum
yıkarak köprüleri, yakarak gemileri mütavazi ellerin, kınalı gözlerinle ardımdan ağlatarak kabartma resimleri gideceğim buralardan seninle
Nurullah Genç
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 21 Mayıs 2009, 14:09:29 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #9 : 21 Mayıs 2009, 14:09:29 » |
|
Beni Yakışına
O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı? Sahile vurdu kalbim,su yandı,kum da yandı. Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum, Ölüme başkaldıran dertli uykum da yandı. Yurdundan mahrum edip dolaştırdın Cem gibi. Ruhumla söndü alev,sonra ruhum da yandı. Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut. Bülbülün küllerine konan puhum da yandı. Böylesi bir yangını görmedi Nemrut bile. Kaktüsün gölgesinde nazlı âhım da yandı. Âhımdır zannederdim en belalı kıvılcım, Kirpiğine dokunan kanlı âhım da yandı. Bir damla su ver bana ey çöl! Bari sen küsme. Kalmadı hiçbir şeyim bak,günahım da yandı. Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme. Ülkem yıkıldı heyhat! Ordugâhım da yandı. Köleleri her akşam duman kıldı gözlerin, Başıma tâc ettiğim padişahım da yandı. İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı. Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı. O`ndan başka ne varsa yandı, Yandık sen ve ben. O`nu göreyim diye,kıblegâhım da yandı.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 21 Mayıs 2009, 22:38:13 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #10 : 21 Mayıs 2009, 22:38:13 » |
|
Kalırsam , Surları Yıkmak İsterim
aldanıp da sakın “kal!” deme bana taşları eriten hasretimle kanımı arıtan dağlara çıkıp hasretim uyuyan maharetimle gideğim şiirin topraklarına
sen ey yaprakları ipek dokuyan kalırsam,incinir çiy taneleri acı acı kişner yaşlı küheylan yağmura müptela değimsağma yoları kuşatan tebessümünü görsede, bulamaz dizinde derman
kalırsam, degişir gecenin tadı ıtır kanadından talih kuşunun arza emrivaki süzülür zaman kömür saçlarına tutunan kalbim kahve gözlerinde giyer kefeni incinir yep yeni bir zindan bile en güzel hücremde saklarım seni
rengarenk bir damla usare olup sessizce içine dalmak isterim tuttuğun aynalarda birden kaybolup yılarca yüzüne bakmak isterim “şehirde tükenen sihri bul!” deme “kuru!” de, “çürü!” de, sakın “kal!” deme kalırsam , surları yıkmak isterim
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 22 Mayıs 2009, 17:14:52 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #11 : 22 Mayıs 2009, 17:14:52 » |
|
KENDİSİNE
Sen ey şehrin yerlisi, cesur, kararlı mühür
Sen ey inatçı kıskanç, alçak gönüllü ve hür
Karanlık geceleri korkutsa da günahım
Kızlar Kayası gibi dikilip kaldı âhım
Sefere çıkanların tatlı rüyâsı mısın
Rûhumun cellâdı mı, yoksa hülyâsı mısın
Konuşursun, sözlerin dâre çeker canımı
Susarsın, çâresizlik büyütür isyânımı
Siyaha boyanınca, kanatlanır mı yürek
Hangi harfin başını bekliyor şimdi melek
Kasîde, hangi şehrin âşiyânında güzel
Bulutlu havalarda parlayan aydır gazel
Yine mest, yine sarhoş bahçendeki mumyalar
Canlanıyor taşların kalbinde sardunyalar
Fildişinden heykel mi taşıyorsun elinde
Yine bir raksın mumu yanıyor gözlerinde
En hâkî denizini verdim sana ömrümün
Dilediğince yıkan sularında gönlümün
Sürmek mi istiyorsun masal arabasını
Getireyim kapına devlerin en hasını
Ölümsüz meyvesini sundum hayal bağının
Dehâsında bulmuşum seni yalnızlığımın
Celî bir kavis miydin, sokuldun yüreğime
Hattı hümayununla sultan oldun evime
Hendeseyi titretir endâmın ley-ü nehâr
Bu aşkı destan gibi yazıyor fırtınalar
Yüzündeki çizgiler kûfî midir sülüs mü
Aradığın define İrem mi Endülüs mü
Sen ey yardım sevenim, ruhumu derde saldın
Yalnızlığım ağlarken gülenim, nerde kaldın
Azimli bir yüreğin yorgun kimyasın da mı
Sevda denklemlerinin memnû dünyasında mı
Her pazartesi âhım kapında helâk olur
Her Cuma karanlığın kuşları leylâk olur
Kâşifin benim gülüm, görmediğin yine ben
Bilseydin sana benden bakanı görünmeden
Anlardın; her macera tende rü’yet gibidir
Oysa sende gördüğüm, sana gurbet gibidir
Utangaç bir merhamet saklıyorsun sesinde
Sahraya dönüyorum baharın ötesinde
Gizlice bir nikahtır o arzuhal, o kâmet
Sensizlik, yollarımda bir değil, bin kıyamet
Bu tebessüm rüya mı, bu istifham uğru mu
Âh bir çoğaltabilsem yüreğinde ruhumu
Bilmezsin ayrılığın ağı kokan dilini
Hâtıra bırak bana oyalı mendilini
Ege uygarlığı çağrıştıran tarihin
Asya’nın bağrı kadar muammalı ve derin
Arı sütü damlarken kaygan kirpiklerinden
Görünmez bir mürekkep akar iliklerinden
Yüreğin, âh yüreğin bir hüzün lâlesi mi
Masallar ülkesinde Zengibar kalesi mi
Kapısına bir türlü varamadım, a gülüm
Hudutlarında bile duramadım, a gülüm
İpeğimi elimden aldı pusathâneler
Bulamaz kaybedilen nûn’u rasathaneler
Hummalı bir kovanda bal yapan arı mısın
Hayatımın ansızın kopan damarı mısın
Paslandı buzdağları ortasında çeliğim
Gözlerinden hatıra kaldı kekemeliğim
Kervanında kaybolan bir bezirgân gibiyim
Kaktüslerin diline düşen figân gibiyim
Her köşede bir meddâh anlatıyor âhımı
Bilmiyor, kirpiğinden almışım siyahımı
Uğrunda, kralların bahtı solsaydı, gülüm
Amerika, yolunda kurban olsaydı, gülüm
Bir Kafkas figüründe bulurdum son izini
Efeler diyârına çevirirdim yüzünü
Eşkıyâ vurgunudur seni benden ayırmak
Çalıkuşunu yakan bir rüyayı haykırmak
Gölgelere gecenin künhünü hatırlatır
Ayrılıklar bazen de gölgeleri ağlatır
Sükûnla savaşıyor hislerim kıyasıya
Sevdiğini bilirim uykuyu doyasıya
Süslenmek istiyorsan, ruhumu boynuna tak
Bu firûze özgürlük yalnız senin olacak
Bastığın her hücremde otuz sekiz çizgi var
Baktığım her duruşun muammalı bir duvar
Suskunluğun taş gibi, gülüşün berrak değil
Neden vivien kokar baharın, leylâk değil
Gözlerin bir zamanlar toprağın sahibiydi
Bakışların bir tutam gül yaprağı gibiydi
İnsanlar kıvranırken ejderlerin ağında
Ceylan gibi yürürdün bir hayal sokağında
Yine de, yokluğumun en şüpheli çağıydın
Tenhâlarda ağlayan bir okul kaçağıydın
Karanlık korkutamaz gülüm seni, vururum
Kâtil yüzlü cinlerin karşısında dururum
Yeter ki, o nâzenîn kalbin emir buyursun
Kâinat yıkılsa da yüreğimde uyursun
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 25 Mayıs 2009, 23:29:40 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #12 : 25 Mayıs 2009, 23:29:40 » |
|
AŞK ÖLÜMCÜL BİR HÜLYADIR
Hülya tatlı bir andır
Süzülür dibine selvi ağaçlarının
Zambakların, sevda çimenlerinin.
Dağlarda duman duman tütüyor sıla
Sıla da garibin omuzlarına
Güvercin gibi konan
Sadağında mumçiçeği serzeniş
Mızrakları cazibesiyle kıran
Saçları darmadağın
Bitişik bir hicrandır.
Ne fettan sarayların
Bitişik cilvekar yalnızlığı
Ne de bezirganları küçümseyen sultandır.
Gezinir içimizde hülya tatlı bir andır.
Ne gün başımı alıp gitsen karanlıklara
Çıkıyor bir köşeden karşıma kelebekler
Onlar da bir derbeder gibi mahrum öteden
Onlar da tanyerine bakıp hülyayı bekler.
Beyhude hekimlerin ülkesinde bir şehir
Çıkmaz sokaklarını düşlerimize açan
Bir sahura yıldızı gibi göklerde uçan
Köpüksüz anıların sihriyle akan nehir
Varlığı bestenigar, yokluğun deniz gibi
Gönül,safkan bir vefa atlasında şahlanır.
Asil fırtınalarda kaybolan bir iz gibi
Çölde aşk suretinde bir ahu peydahlanır.
Kum,yaldızlı giysiler içinde meşhur güzel
Ay öper eğilerek çölün yanaklarını
Ufukların delisi, soluk bir deniz gibi
Bir sayeban altında yürür hazinesine
Kah takılır uzaktan bir belanın sesine
Kah yüzü yıldızlara benzeyen bir rüyadır.
Bin tepede bayrağı dalgalanır Leyla'nın
Oysa aşk,karanlıkta ölümcül bir hülyadır.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 26 Mayıs 2009, 22:37:52 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #13 : 26 Mayıs 2009, 22:37:52 » |
|
KALBİMİN MAHURU
Sen ki, gül bahçesinde kalbimin mâhurusun
Bir de hüzzâm yerine bana nihâvendi sun
O kâbus günlerin matemi unutulsun
Gülümse de ruhumun gözyaşları kurusun
Sen ki, gül bahçesinde kalbimin mâhurusun
Bir de hüzzâm yerine bana nihâvendi sun
Sevdamızı duyunca aynalar coştu bugün
Hayalimde efsulu yüzün bir hoştu bugün
Seni gören ağaçlar, kuşlar sarhoştu bugün
Söyle niye penceren yine bomboştu bugün
Sen ki, gül bahçesinde kalbimin mâhurusun
Bir de hüzzâm yerine bana nihâvendi sun
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 28 Mayıs 2009, 21:40:39 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #14 : 28 Mayıs 2009, 21:40:39 » |
|
Adın Senin
Saçlarına can veren yıldızlar nerde gülüm Hangi ferman dokundu bakışlarına senin Belki sahrada değil, şimdi göklerde gülüm Taşıyor bulutları gözlerinde, nazenin
Senin her kirpiğinde bir dervişin ahı var Muhteris aynaların eskidiği yerdesin Yüzünde en çaresiz devlerin günahı var Zamanı sonsuzluğa bağlayan mahşerdesin
Divan-ı harbe giden yiğitlerin ardında Kanayan kitaplara gül götüren yağmurum Hüznü bir tabut gibi buluyorum derdinde Senin toprağın için çırpınıp ağlıyorum
Memnu bir zerrin kadar edalı ve soylusun Gamzelerinde nazlı kıvılcımlar gizlenir Bağbozumunda bile yediveren boylusun Gün olur ki, kalbinde gözlerin filizlenir
Bu sevda dayanılmaz bir ağıttır zülfünde Rüzgarın her busesi içimde kurşun olur Yıldız kayar, ay susar geceye güldüğünde Dağda çiğdem solarken çölde ceylan vurulur
Ben bu yol ayrımında sensiz olsam ne çıkar Kahra göçen kuşların kanatlarında kaldın Ölümün gözyaşları bir gün hicranı yıkar Tarihe bir sır gibi düşer senin de adın
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 31 Mayıs 2009, 13:20:24 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #15 : 31 Mayıs 2009, 13:20:24 » |
|
YİNE KENDİSİNE
aldırma, kaldığıma tenhâda böyle sessiz
derdime vâkıf olan simurg bile çâresiz
asırlar taşıyacak alnında mühür gibi
yurdunda en karanlık zindan bile hür gibi
mağmada yeşerecek sevdayı bulan tohum
güneşin filizidir toprak altında ruhum
bulutları sükûna kavuşturan bu iklim
ölüleri umutla buluşturan bu iklim
üç mevsimi alacak acılar beldesinden
mavi kuşlar uçacak zamanın ötesinden
esrik bir mezarlıktan geçince yollarınız
kemiklerin diline düşecek halleriniz
üç boyutlu bir yağmur yağacak üstünüze
tabutlar ağlayacak sizin de bahtınıza
kâinat bu ebedî destanı konuşunca
her kurşun bir yürekte lâleye dönüşünce
rengini kalbimin renginden alacak gülüm
bu sevda kitabında sultan olacak gülüm
beni anlamasalar, deseler de: Masalcı!
yiğitlerin rüyası yetim kalır mı, Balcı
gülüme kavuşmadan ölsemde kuytularda
biliyorum, bu rüya büyüyecek sularda
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 05 Haziran 2009, 16:34:26 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #16 : 05 Haziran 2009, 16:34:26 » |
|
KAVUŞMA
sana geliyorum yalnızlıklardan
yürüdükçe hicran gülüyor gibi
yüreğimde dağlar yükseldi kardan
vuslat, ağır ağır ölüyor gibi
gözlerim, buzlayan kanatlarıyla
yorgun umutların peşinde her an
düşlerim, şahlanan kır atlarıyla
birer birer kopuyorlar zamandan
kısalan yolların uzadığını
kulağıma fısıldıyor her diken
mehdabına gömdüm hayal çağını
senden geliyorum sana gelirken
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 08 Haziran 2009, 15:57:28 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #17 : 08 Haziran 2009, 15:57:28 » |
|
ÖZLEM BEYAZ BİR GÜL AÇAR BAĞRINDA
Mevsimlere dokunan tebessümün sıcağı
Sana doğru akmayan ırmağın sığlığıdır
Gariplerin hüzünle alevlenen ocağı
Sana doğru süzülen damlanın çığlığıdır
Maskesi çocukları aldatıyor ömrümün
Uyku, çıkmaz sokağın beynine vuran ağrı
Uğursuz ellerimde sararıp solmuştu dün
Bugün bütün çiçekler açıyor sana doğru
Yine geçtim o kanlı badireler şehrinden
Salyangoz işgaline direnen kalmamıştı
Çeşmeler simsiyahtı günahların kirinden
Senden kopan hiç kimse bahtiyar olmamıştı
Aşkının büyüsüne kapılan kertenkele
Kabuğunu sıyırmak için yollara düştü
Çevresinde acılar biriken bir heykele
Beddua göklerinden bulutlar kara düştü
Ölülerin sessizce uyandığı o yerde
İhtiyar olmamıştı sana varan bedenler
Ayrılık yine me'yus, kıvranıyor kabirde
Bakmamışlar yüzüne yalnız sana gidenler.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 13 Haziran 2009, 16:59:02 |
|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #18 : 13 Haziran 2009, 16:59:02 » |
|
AYIN GÜLE SERENADI
l
ey imtiyazlı güzel, uyan derin uykudan
hatırla bülbüllerin divane olduğunu
dün sabah seni görüp çarpılmış gökte güneş
önce anlayamamış ona ne olduğunu
gönderince kalbime ışığını bu gece
bildim bütün aşkların bahane olduğunu
şimdi ben de garip bir haldeyim, biçareyim
şaşırdım ayın kime pervane olduğunu
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
| 14 Haziran 2009, 10:45:23 |
|
masal
|
 |
« Yanıtla #19 : 14 Haziran 2009, 10:45:23 » |
|
üstadın şiirleri çok güzeldir...emeğinize sağlık öğretmenim....  Daha dokunmadan kurudu irem çöllere bir türlü yağamıyorum yeni bir koşunun başlangıcında biraz deprem sonrası biraz şehir hülyası bir kalp yangınından geriye kalan siyah gözlerine beni de götür artık bu yerlere sığamıyorum. ................... ..... Saatler bitmiyor yapayalnızım Gülmek istiyorum,gülemiyorum Sensiz olmak mıdır hep alınyazım Bilmek istiyorum,bilemiyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|